BARODAN HABERLER

“ADALET, EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK, BARIŞ VE İNSAN ONURU İÇİN MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ.”

1256 görüntülenme
12/12/2023
“ADALET, EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK, BARIŞ VE İNSAN ONURU İÇİN MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ.”

10 ARALIK DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ NEDENİYLE BASIN AÇIKLAMASI

 

 

“ADALET, EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK, BARIŞ VE İNSAN ONURU İÇİN MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ.”

 

 

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin 75’inci yıl dönümü dolayısıyla Adana Barosu İnsan Hakları Merkezi tarafından basın açıklaması yapıldı.

 

Adana Barosu Avukatlar Salonu’nda açıklamayı okuyan Adana Barosu İnsan Hakları Merkezi Başkanı Av. İlhan Öngör, hukuk devletinin temel değerlerinden uzaklaşılarak öngörülemez bir gelecek ile karşı karşıya kalındığına dikkat çekerek, “Tüm bunlar yaşanırken avukatlar, insan hakları hukukçuları ve aktivistler karşılaştıkları tüm baskılara rağmen tarihsel ödevini ifa etmekten geri durmamıştır.  Adana Barosu olarak Evrensel Bildirgenin ilan edilişinin 75. yılında insanlığın ortak değerleri olan adalet, eşitlik, özgürlük, barış ve insan onuru için mücadele etmeye devam edeceğiz.” diye konuştu.

 

Av. GÖKAYAZ: "UTANÇ ÇAĞINDA YAŞIYORUZ"

 

Baro Başkanımız Av. Semih Gökayaz, basın açıklaması öncesi yaptığı konuşmada; “İsrail tarafından Gazze'de bir soykırım yaşanıyor. İki yüzlü batının desteğiyle İsrail, kadın, çocuk demeden sivilleri katlediyor ve dünya bu soykırıma kayıtsız kalıyor. Ne yazık ki dünya utanç çağını yaşıyor. İsrail’i ve Filistinlilere yapılanlara göz yumanları bir kez daha kınıyorum” dedi.

 

 

Av. GÖKAYAZ; “YARGI YETKİSİ KEYFİ ŞEKİLDE KİŞİSEL TATMİN ARACI OLARAK KULLANILAMAZ”

 

Başkanımız, 11.12.2023 tarihinde Kahramanmaraş Afşin'de mesleğini ifa eden meslektaşımız Av. Ayhan Özdemir'in orantısız ve CMK'nun 100. maddesine aykırı bir şekilde tutuklanması ile ilgili dün Afşin'e gittiklerini belirterek, “Yargı yetkisi keyfi şekilde ve kişisel tatmin aracı olarak kullanılamaz. Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilen kara itiraz ettik. Asliye Ceza Mahkemesi’nin yapacağı değerlendirmeyi bekliyoruz. Meslektaşımızın serbest bırakılmasını ve hukuksuz uygulamaya sebebiyet verenler hakkında derhal soruşturma açılmasını talep ediyoruz” şeklinde konuştu.

 

Av. GÖKAYAZ; “MOTOKURYE OLAYININ TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

 

Adana Baro Başkanımız Av. Semih Gökayaz, devletin varlık sebebinin adalet olduğunu belirterek, “Somali Cumhurbaşkanının oğlu bir motokuryeye çarparak ölümüne sebep oldu. Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasası’nın 10’uncu maddesi mevkisi, makamı ne olursa olsun herkesin eşit olduğu yazar. 19. Madde ise yaşama hakkını, güvenlik hakkını koruma altına alır. Hal böyleyken Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kamu görevlileri, kendi ülkemizde, kendi vatandaşımızın hakkını sıfatı nedeniyle başka bir kişiye feda etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti makamları tarafından şüphelinin yurtdışına kaçmasına müsaade edilmiştir. Motokurye Yunus Emre Göçer’in yaşam hakkı ihlal edilmiştir. Adana Barosu olarak bu olayda hukuki sürecin takipçisi olacağız” şeklinde konuştu.

 

Başkanımız, ayrıca İnsan Hakları Merkezi’ne çalışmalarından dolayı teşekkür etti.

 

Basın açıklamasına Adana Barosu Başkanı Av. Semih Gökayaz, Başkan Yardımcımız Av. Miyesser Ersalan Önenli, Genel Sekreterimiz Av. İlker Güzel, yönetim kurulu üyelerimiz Av. Hüseyin Saygılı, Av. Nevzat Elçi, Av. Esem Yiğit ve avukatlar katıldı.

 

Adana Barosu İnsan Hakları Merkezi Başkanımız tarafından yapılan basın açıklaması;

 

“Bugün, Tüm insanların özgür, onur ve haklarda eşit olduğunun dünyaya ilan edildiği İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 75. Yılındayız.  İnsanlık tarihinin acılarla ve zulümlerle dolu tarihinden ders alınarak kaleme alınan Evrensel Bildirgenin imzalanmasının üzerinden 75 yıl geçmesine rağmen  halen Bildirgenin 1. Maddesinde tanımlanan insan onuruna yaraşır özgür ve eşit bir dünya düzeninin kurulamadığı açıktır. İnsan Hakları mücadele tarihinin en önemli kazanımı olan Evrensel Bildirgede tanımlanan haklar, dünya coğrafyasının büyük bir çoğunluğunda ağır ihlallere uğramaktadır. Dünyanın bir çok bölgesinde bireysel veya kollektif olarak insanlar renginden, dilinden, dininden, felsefi-siyasi inanç ve görüşünden, cinsiyet kimliğinden, cinsel yöneliminden, etnik kimliğinden kaynaklı ağır hak ihlalleri ile karşıya kalmış ve kalmaya devam etmektedir. Savaşları, zulümleri, ağır hak ihlallerini engellemek amacıyla kurulan uluslararası siyasi ve idari mekanizmalar ise dünyada var olan bu kötülük rejimini ortadan kaldırmada yetersiz kalmaktadır. Emperyalist rant  düzenin yarattığı yıkıcı savaşlarla küresel çapta doğal ve kültürel mirasın yok edilmesi ile beraber, yoksulluk ve adaletsizlik dünyanın en başat sorunları haline gelmiştir. Savaştan beslenen vahşi kapitalist rant düzeninin çıkarları uğruna milyonlarca insan yerinden yurdundan edilmiş, mülteci konumuna gelmiş, mülteciler, Devletler arasında uluslararası diplomatik siyasal ilişkilerde birbirlerine karşı kullanabilecekleri bir güç olarak görülmektedir.   Dünyanın gözleri önünde İsrail’in, Filistinli Sivillere karşı başlattığı katliam ve yok etme saldırıları halen devam etmektedir. İsrail, İnsancıl Hukuku tanımlayan Cenevre Sözleşmelerini her gün dünyanın gözü önünde ihlal etmesine ve savaş suçu işlemesine  rağmen uluslararası kamuoyu bu katliama sessiz kalmaktadır. Dünya genelinde otoriter siyasi yapıların, liderlerin güçlenmesi dünyadaki insan hakları krizinin en temel nedenlerindendir.

 

Dünyadaki İnsan Hakları krizinin yaşandığı bu süreçte  bu karanlık tabloda ise Türkiye’de ki siyasi iktidar eliyle  en otoriter ülkeler sıralamasında   ilk sıralarda gelen ülke konumundadır.  Türkiye,  temel hak ve özgürlüklerin korunmasına yönelik uluslararası bir çok sözleşmeye taraf olmasına rağmen, bu yükümlülüklerini yerine getirmemiştir. Yapılan Anayasa değişiklikleri ile tek adam rejimini ülkeye dayatan siyasi iktidar sahipleri, demokratik kazanımları ortadan kaldırmaya çalışmış, yasama erkini işlevsiz ve yargı erkininde bağımsızlığını ortadan kaldırarak siyasallaşan yargı düzeni ile kuvvetler ayrılığı ilkesini  anlamsız hale getirmiştir. Türkiye’de özellikle son dönemde yaşanan Yargı kurumları arasındaki kriz, salt yargı kurumları arasındaki hukuki görüş farklılığından öte yargı kurumları içindeki siyasallaşmanın krizi olarak görmek gerekmektedir. Evrensel hukuk ilkelerine, Anayasa tanımlanan ve koruma altına alınan temel hak ve özgürlükler bizzat siyasallaşan yargı eliyle ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. 

 

Demokratik çoğulculuk, Katılımcı Demokrasinin en temel gerekliliği olan ifade ve örgütlenme özgürlüğü hakkı, Halkın haber alma ve bilgi edinme hakkının kullanımı için zorunlu olan basın özgürlüğü, gözaltı, tutuklamalar, işkence ve kötü muamelelerle ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Ötekileştirme, kutuplaştırma, nefret söylemi ve ayrımcılık dili iktidarda kalmanın bir siyasi propaganda aracı olarak kullanılmaktadır. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği değerlerine karşı mevcut siyasi iktidar, büyük bedeller  ve mücadelelerle elde edilen kadın hakları kazanımlarını gün geçtikçe ortadan kaldırmaya yönelik adımlar atmaktadır. 15 temmuz darbe girişimi sonrası 20 temmuz 2016 tarihinde ilan edilen OHAL dönemi sonrası çıkartılan  KHK’lar yasalaştırılarak Türkiye bir OHAL dönemi rejimi ile yönetilmeye başlanılmıştır. Demokratik siyasi yaşamın vazgeçilmezi unsuru olan muhalefet partileri ve siyasi aktörler, temsilciler üzerinde baskı ve  cezai yaptırımlar söz konusudur. Demokratik bir yaşamın inşasının temelini oluşturan ifade ve basın özgürlüğü, siyasi iktidarın tahammülsüzlüğünün yargısal bir faaliyet haline gelmesi ile tamamen ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Yaşam hakkı ihlali, İşkence ve kötü muamele sistematik bir hal almaya başlamış ve Cezasızlık hukuku siyasallaşan yargı eliyle meşrulaştırılmaya çalışmaktadır.

Devlet idaresi aklı ve pratiğinin çoğulcu, katılımcı, Hak temelli yönetim anlayışından uzak, antidemokratik, baskıcı, otoriter başkanlık sistemi ile tek kişilik yönetim sisteminin varlığı, yaşadığımız sosyo-ekonomik krizin temel ana nedenidir. Türkiye’nin, bireylerin ve grupların kolektif demokratik hak ve  eşit yurttaşlık taleplerini evrensel insan hakları değerlerini referans alarak  yerine getirmek yerine güvenlikçi politikalarla haklı meşru talepleri yerine getirmediği,  gerçek bir çatışma çözümü gerçekleştiremediği, bunun sonucunda demokratikleşmesini sağlayamadığı, hukuk devletinin temel değerlerinden uzaklaşılarak öngörülemez bir gelecek ile karşı karşıya kalındığı aşikardır.

Tüm bunlar yaşanırken avukatlar, insan hakları hukukçuları ve aktivistler karşılaştıkları tüm baskılara rağmen tarihsel ödevini ifa etmekten geri durmamıştır. İnsan haklarının özü itibariyle vazgeçilmez olması, insan hakları mücadelesinin de vazgeçilmez olmasını gerektirmektedir. insan haklarına dayalı bir ortak yaşam idealini geliştirmek için çok daha fazla çaba göstereceğimiz aşikârdır. Adana Barosu olarak Evrensel Bildirgenin ilan edilişinin 75. Yılında insanlığın ortak değerleri olan Adaleti, eşitliği, özgürlüğü, barışı ve en başta insan onuru için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

Diğer Haberler