BARODAN HABERLER

PARİS İKLİM ANLAŞMASI NEDİR?

3272 görüntülenme
12/11/2021
PARİS İKLİM ANLAŞMASI NEDİR?

PARİS İKLİM ANLAŞMASI NEDİR?

Paris İklim Anlaşması, 12 Aralık 2015’te Paris İklim Zirvesi’nin sonunda 195 ülkenin katılımıyla kabul edildi, 22 Nisan 2016’da aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 175 ülke tarafından imzalandı ve formalite süreçleri tamamlandı. Ancak aradan geçen 5 yıla rağmen Türkiye, anlaşmayı onaylamayan 6 ülkeden biriydi. 07/10/2021 tarihinde anlaşmanın onandığı Remi Gazetede yayımlandı ve bu anlaşma Türkiye tarafından da resmi olarak tanınmış oldu.
Paris Barış Anlaşması, küresel ısınmaya neden olan, bugün tecrübe ettiğimiz iklim krizinin sebebi sera gazı salımlarının azaltılması amacını güden bir sözleşmedir. Paris Anlaşması’nın uzun dönemli hedefi, sanayileşme öncesi döneme kıyasen küresel sıcaklık artışını 2°C’nin olabildiğince altında tutmaktır. Bu hedef, fosil yakıt (petrol, kömür) kullanımının tedricen azaltılarak, yenilenebilir enerjiye yönelmeyi gerektirmektedir. Bu amaç doğrultusunda 2050 yılı itibariyle tüm gezegende “net sıfır emisyon seviyesi” hedefine ulaşmak gerekmektedir.


Tam burada bir derkenar açarak sıklıkla karıştırılan “net sıfır emisyon” ve “karbon nötr” kavramları arasındaki farkı kısaca açıklamak faydalı olacaktır. Karbon nötr olma durumu, emisyonları azaltmak için çaba göstermek, ama yine de devam eden hatırı sayılır miktardaki “karbon” emisyonunu başka ülke ya da alanlardaki karbon tasarruflarını finanse ederek sıfırlamak (dengelemek) anlamına gelmektedir. Net sıfır ise, Paris Anlaşması ile uyumlu bilime dayalı sera gazı azaltım hedeflerini tamamen tutturduktan ve önemli oranda “sera gazı” azaltımı sağladıktan sonra, sürecin doğasından ya da başka sebeplerden dolayı hiçbir şekilde azaltılamayan emisyonlar için karşılık ödemek anlamına gelmektedir.

PARİS İKLİM ANLAŞMASI NEDEN ÖNEMLİDİR?
İklim değişikliği, sınır tanımayan ve gelişmişlik düzeyinden bağımsız olarak tüm ülkeleri etkileyen niteliğiyle günümüzün önde gelen küresel sınamaları arasında yer almaktadır. Birleşmiş Milletler Afet Risklerinin Azaltılması Ofisi’nin 2018 yılında yayımladığı rapora göre, 1998-2017 yılları arasında meydana gelen iklim bağlantılı afetler sebebiyle 1,3 milyon insan hayatını kaybetmiş, 2,245 milyar ABD Doları maddi zarar meydana gelmiştir. Ayrıca, AB'nin iklim değişikliği gözlemleme kurumu, 2019 Temmuz ayının kayıtlara geçen en sıcak ay olduğunu açıklamıştır.
Ülkemizin de içinde bulunduğu Akdeniz havzası, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı en hassas bölgelerden biri olarak tanımlanmaktadır. Türkiye, küresel ısınmanın özellikle su kaynaklarının azalması ve çölleşme ile bunlara bağlı ekolojik bozulmalar gibi olumsuz yönlerinden etkilenmeye başlamıştır.

İklim değişikliği ile mücadele kapsamında, düşük karbonlu ekonomiye küresel düzeyde geçilmesi hususu, insanların yaşam biçimlerini, üretim ve imalat yöntemlerini değiştirecek köklü bir değişim öngörmektedir. Bu nedenle iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum çalışmaları salt bir çevre sorunu olarak algılanmamalıdır. Esasen, bu mücadele gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin izleyeceği büyüme stratejilerini, enerji politikalarını, sağlık ve tarımla ilgili programlarını, su kaynaklarının kullanımını, gıda güvenliğini, düşük karbonlu ekonomiye geçiş ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerini doğrudan etkileyebilecek ve bunların geliştirilmesinde belirleyici olabilecektir. Bu hedeflerin gerçekleştirilebilmesi için gelişmiş ülkelerin, finansman, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme taahhütlerini yerine getirmesi önem taşımaktadır.

PARİS İKLİM ANLAŞMASI UYGULANABİLİR BİR ANLAŞMA MIDIR?
Paris Anlaşması iklim krizinde önemli bir dönüm noktası olarak görülmektedir. İlk kez uygulanan bu anlaşma ile ülkeler iklim krizi ile mücadele etme ve etkilerine uyum sağlama görevini üstlenmektedirler. Paris Anlaşması’nın uygulanması ekonomik ve sosyal dönüşümü zorunlu kılmaktadır. Anlaşma, bu dönüşümü gerçekleştirmek için kaynak ihtiyacı olan ülkelere “gelişmiş ülke statüsünde yer alan ülkelerce” finansal yardım sağlama sorumluluğu da yüklemektedir.

Carbon Action Tracker tarafından yayımlanan “Küresel Isınma Güncelleme Raporu”na göre ülkeler tarafından duyurulan mevcut iklim politikaları ve emisyon taahhütleri, küresel ortalama sıcaklık artışını Paris Anlaşması ile hedeflenen 1,5-2 derece seviyesi ile sınırlandırmak için yeterli değildi.
Ancak, 2020 sonunda açıklanan yeni taahhütler bu hedefe ulaşılması için umut vermektedir.

Ülkelerin Paris Anlaşması’nın imzalandığı 2015 yılındaki politikaları sürdürmeleri sonucunda 2100 yılında ortalama yeryüzü sıcaklık artışının 2,1°C-3,9°C arasında gerçekleşmesi bekleniyordu. 2015-2020 arasında iyileştirilen iklim hedef ve taahhütleri çerçevesinde ise ortalama artışın 2,1°C- 3,3°C arasındaki bir seviyede sınırlandırılabileceği öngörülmekteydi. Ancak SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin hazırladığı SHURASTAT’ın 18. Sayısında yer alan bilgilere göre, “2020 sonunda gündeme gelen yeşil mutabakat ile “karbon nötr” hale gelmeyi planlayan ülkelerin yeni hedefleri sonucunda ortalama artışın 1,7 °C’nin altına düşeceği ve Paris Anlaşması hedeflerini yakalamanın mümkün olacağı öngörülmektedir.

Tabi ki bu hedefler taraf ülkeler tarafından kendi politikaları çerçevesinde belirlenmekte ve yine bu belirledikleri hedefler kendi iradeleri ile uygulanabilmektedir. Bu anlamda ülkelere ve kıta örgütlenmelerine büyük işler düşmektedir. Şu ana kadar yaklaşık 30 ülkenin net sıfır hedefi mevcut. Konulan hedeflerin bir kısmı mevcut mevzuatın tadili veya yeni mevzuat yayımlanması yoluyla duyurulurken, bazı ülkeler bu hedefleri politika dokümanları (strateji, plan, eylem planı vb.) vasıtasıyla dünya kamuoyuna açıklandı. Bu ülkelerden Finlandiya 2035, Avusturya ve İzlanda 2040, Almanya ve İsveç 2045, Japonya, ABD, Brezilya, Danimarka, Birleşik Krallık ve Fransa 2050, dünyanın en büyük karbon salıcısı Çin ise 2060 tarihini net sıfıra ulaşmak için hedef yıl olarak belirledi. 120 kadar ülke de kendi net sıfır hedefini hâlihazırda tartışmaya devam ediyor.

Avrupa Birliği (AB), kendi içindeki ülkelerin hedeflerinin haricinde, daha ileri bir adımla Birlik genelinde 2030 yılına kadar sera gazı salımını 1990 yılı seviyesine kıyasla en az %55 azaltmayı taahhüt etti. AB ayrıca, 2050 yılında net sıfır emisyon seviyesine ulaşmayı hedefliyor. Sadece bir iklim politikası olarak değil aynı zamanda ekonomik bir dönüşüm programı olarak da kurgulanan Avrupa Yeşil Mutabakatı bu anlamda çok önemli bir enstrüman. Hâlihazırda konuyla ilgili yasal düzenlemeler sürüyor ve Birlik ülkelerinin aynı rotada hizalanması için müthiş bir çaba sarf ediliyor.

Burada zikredilen örneklere bakarak adımların sadece gelişmiş ülkelerde atıldığı da düşünülmemeli. Kent-içi ulaşıma yönelik otobüs filosunun tamamını elektrikli araçlara çeviren Shenzhen (Çin), 2050’ye kadar %80 azaltım hedefi belirleyen Rio de Janerio (Brezilya) ve karbon azaltımı konusunda agresif çalışmalar yürüten Freetown (Sierra Lione), Bogota (Kolombiya), Bangkok (Tayland), Mumbai (Hindistan), Rabat (Fas) gibi şehirler de sürece katılıyor. C40 Cities girişiminin verilerine göre 2021-Nisan sonu itibarıyla net sıfır hedefi ilan eden kent sayısı 704’e ulaştı.

Görüldüğü üzere ülkelerin taahhüt ettiği karbon nötr veya net sıfır hedeflerinin inandırıcılığı, bunların uzun erimli niyet ifadeleri olarak kalmamasına bağlı. Yani bugünden başlayarak kısa dönem içinde somut adımların atılması, gelen dönüşüm dalgasının büyüklüğüne bütün tarafların ikna olması için elzem görünüyor. Bu bağlamda, AB liderlerinin 2030 tarihine kadar ortaya konulacak eylemler açısından verdikleri sözlerin somut bir hamle olduğunu söylemek mümkün görünmektedir.

ANLAŞMANIN TÜRKİYE AÇISINDAN ÖNEMİ VE UYGULANABİLİRLİĞİ

Türkiye, iklim krizine karşı mücadelede artık kritik bir virajı almak üzere. Türkiye’de karar vericiler, 5 yıllık bir gecikmeyle de olsa ülkenin ve gezegenin kaderini tartışmasız en çok etkileyecek anlaşmayla beraber iklim için savaşma sorumluluğunu aldıklarını ilan etmiş durumdalar. Sorumluluk ise, eylemi beraberinde getirir.
Türkiye’nin anlaşmayı onaylaması için 5 yıl beklemesinin perde arkasında iklim krizi üzerindeki tarihsel sorumluluğunun “yok denecek kadar az olması” gösteriliyor. Hangi ülkenin sorumluluğunun daha fazla olduğunu hesaplamak kolay olmasa da, Türkiye mevcut oranlara bakıldığında en çok emisyona sahip 20 ülkeden biri olarak öne çıkıyor ve dünya çapındaki enerjinin yüzde 1’ini tüketiyor. Kişi başına düşen emisyon da her geçen gün artmakta.
Türkiye’nin şikayetçi olduğu konulardan bir diğeri ise iklim fonlarına ulaşamamak. Türkiye, bunun için gelişmiş ülkeleri kapsayan listeden çıkarılarak, ağırlıklı olarak az gelişmiş ülkelerin ve ada devletlerinin uyum eylemleri için kullanması planlanan Yeşil İklim Fonu’ndan yararlanması gerektiğini savunuyor. Gelişen ülkelerce toplamda yıllık 100 milyar dolar kaynak aktaracağı vadedilen bu fonda henüz 10 milyar toplanmış olması ise, daha fazla ihtiyacı olan ülkelerin yanında Türkiye gibi yenilenebilir enerji potansiyeli yüksek ülkelerin kaynak talebinin tepki çekmesine neden oluyor. Türkiye’nin rüzgar ve güneş gibi enerji üretim seçenekleriyle ek kaynağa ihtiyaç duymadan kömürden daha ucuza enerji üretebilecek olması bir yana; Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası, Fransız Kalkınma Ajansı, UNDP, Alman Yatırım Bankası, Avrupa Yatırım Bankası ya da Dünya Bankası gibi pek çok kurum aracılığıyla iklim finansmanlarıına da erişimi var. 2013-2016 arasını inceleyen bir çalışma, AB kurumlarının iklim fonlarından en fazla yararlanan ülkenin Türkiye olduğunu ortaya koyuyor (senede ortalama 667 milyon euro). Araştırmalar, yüzde 70’lere varan oranda enerjide dışa bağlı olan Türkiye’nin antlaşmaya taraf olmasının ekonomik yük getirmesi bir yana, millî gelirini yüzde 7 artırmasına ve istihdam potansiyelini katlamasına yardımcı olacağını gösteriyor.
Yukarıda açıklandığı gibi AB, 2030’a kadar emisyonlarını %55 azaltmayı ve 2050’ye kadar da “karbon nötr” olmayı hedefliyor. Çin, 2060 için “karbon nötr” olma hedefini; Paris Antlaşması’na geri dönen ABD ise 2050’ye kadar “karbon nötr” olma, 2035’te ise elektrik üretimi sektörünü karbonsuzlaştırma hedeflerini açıkladı. İklim krizinden en çok etkilenecek coğrafyalardan birinde bulunan Türkiye ise 2030’a kadar emisyonlarını iki katına çıkarmayı planlıyor! Herhangi bir karbonsuzlaşma hedefi de yok! Henüz bir hedef belirlemeyen Türkiye’nin Anlaşmanın amacı doğrultusunda hareket etmesi uzak ihtimal olarak görünüyor.

Kaynaklar:
SHURASTAT, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, IPCC 2018 yılı raporu, #tarih Dergisi 86.sayı, greeanpeace.org, European Commission: Paris Agreement.

#AdanaBarosu #ParisİklimAnlaşması #çevre

Diğer Haberler